Fatime ile Geziname | Karadeniz

Siz bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım demeyi çok isterdim lakin o iş öyle olmadı çünkü ne yazık ki dönmüş bulundum… Çook uzun yıllar önce daha gezileri karneyle veriyorlar falan o kadar eski dönemlerde bir gün, muhtemelen de izlediğim bir dizinin etkisinde kalarak başlamıştı karadeniz gezisi hayallerim… Belki seni yeneceğim karadeniz diye bir iddiam yoktu ama kendime verdiğim o sözden yıllar sonra 23. yaşımda Karadeniz’in hemen her şehrinde, o şehirlerin hemen her köşesinde çekindiğim fotoğraflarım, ölümsüzleşen anılarım vardı ee zaten bunlar da yeterdi artardı bile.

Ankara’dan başlayan bu yolculuk bize çok şey katacaktı şüphesiz. Yüklendik sırtımıza çantaları ve başladı yolculuk. İmkanınız varsa böyle bir geziyi kesinlikle arkadaş grubunuzla yapın inanın hayatınızın dengesini değiştirecek tecrübeler edineceksiniz her anlamda

Uykusuz, yorucu ama bir o kadar eğlenceli geçen yolculuğumuzun ilk durağıydı Trabzon. Ah o masamızın assolisti kuymakla (Rize’de mıhlama) ilk tanışmamız…  Allah’ım nasıl bir lezzet nasıl bir güzellik anlatması inanın zor. Zaten hep derim biraz damak tadınıza düşkünseniz her yiyeceği asıl yerinde yiyeceksiniz. Ciğeri Urfa’da-Diyarbakır’da, şavurmayı Ankara’da, baklavayı Antep’te, künefeyi Hatay’da, kuymağı Trabzon’da ve tabikii mıhlamayı Rize’de… Çünkü kim ne derse desin gerçekten aynı tadı alamıyorsunuz. Karnımızı bir güzel doyurduktan sonra dış görüntüsündeki sadelikle hayranlık uyandıran Atatürk Köşkü’nü gezip, Uzungöl’de mola vermemek olmazdı sanırım. Biz de tam öyle yaptık. Doğaya uzanan ellere karşı savaşı bitmeyecek insanlardan biri olarak söylüyorum ne kadar tahrip etmeye çalışsalar da doğa hep bir yolunu bulup daha da güzelleşerek insanlara engel olmuş Uzungöl’de iyiki de olmuş. Mavi ile yeşilin en güzel birleşim noktalarından biri olan bu doğal güzellik karşısında bir çay içmenizi şiddetle tavsiye ederim hele bir de sevdiklerinizle birlikteyseniz oh mis.

Canım Karadenizliler tereyağını her şeyde bolca kullanıp deyimi yerindeyse ellerini korkak alıştırmadan yapıyorlar bütün pideleri J Sürmene’de salaşlığı lezzetiyle doğru orantılı bir pidecide yediğim o mükemmel pideyi, o eşsiz lezzeti daha öncesinde inanın ne gördüm ne tattım. O kadar doğal o kadar el emeği ki yedikleri yağlar, ben henüz kolestrolü olan bir Karadenizli tanımadım. Zaten insanın Karadeniz’de yaşlanması çok mümkün değil bence

Sonra yine düştük yollara.. Yeşili doyasıya seyredebileceğimiz, başımızı 180 derece yatırmadan gökyüzünü göremediğimiz mükemmel manzaralara ev sahipliği yapan Çamlıhemşin’de aldık soluğu. Kaldığımız öğretmenevinin hemen yanında akan derenin huzurlu sesiyle uyandık sabahlara. Ben hayatımda bu kadar huzurlu bir sessizlik görmedim. Ee bir de düşünün bu huzurla iç içe, semaverinizde çayınız, çektikçe uzayan mıhlamanız ve Karadeniz insanının doyumsuz sohbeti.. Bir insan daha ne ister?

Öylesine güzel bir şehirdeydik ki saatler birbirini kovalıyordu sanki. Biz zaman dursun istiyorduk o ise su gibi akıyordu.. Ayder’de gördüğümüz göz alabildiğince yeşili, en tepede bindiğimiz salıncaktaki manzarayı, o güzel şiveleriyle bize kucak açan o insanları bir daha nasıl aynı anda yakalayacaktık ki? Güzeller güzeli Çamlıhemşin’e gitmişken bir zamanların dillere destan sevdalarına şahitlik etmiş, dizilere ev sahipliği yapmış “Sevdaluk Köyü’ndeki Sevdaluk Pansiyon’a” uğramamak olmazdı biz de uğradık bol bol fotoğraf çekinerek anları ölümsüzleştirdik J Yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin derim.

Check Also

Transgenik Hayvan Teknolojisi

YAZAR : GÜLAN ATA ( Akdeniz Üniversitesi, Tarımsal Biyoteknoloji ) EDİTÖR : VEYSİ TOPKAÇ ( …